
Tüm insanların "hayır" sözcüğünü telaffuz etmeye cesaret edemedikleri için köle olduklarını ve "benim düşünceme göre insan aptal bir hayvandır" diyen yazar.
Enrique Vila Matas'ın Bartleby ve Şürekası'nda ki Ret yazarlarındandır.Yazardır ama hiç bir zaman roman yazamamıştır.Camus, Chamfort'un büyüklüğünü ve yazmadığı romanın sıradışı güzelliğini hayal edebilmemiz için gerekli unsurları bıraktığını belirtmiştir.
Devamını Vila Matasın dizelerinden okuyalım:
Chamfort Hayır'ı o kadar ileri götürdü ki, Fransız ihtilalinin kendisini sçladığını düşündüğü gün - ki başlangıçta ateşli bir yandaşıydı- öyle bir ateş etti ki, burnunu kırdı ve sağ gözünü çıkardı.daha ölmemişti.ısrarını sürdürdü ve bir bıçakla gırtlağını kesti, etlerini çekip çıkarttı.Kanlar içindeyken silahıyla göğsünü deldi ve sonunda, düzlerini ve bileklerini de kestikten sonra, gerçek bir kan gölünde yığılıp kaldı.Ancak ruhunun vahşice dağılıp parçalanmasıyla karşılaştırılırsa, tüm bunlar solda sıfırdı.
Niye yazmıyorsun diye sormuştu kendi kendine bir kaç ay önce. Pek çok cevabın arasından şunları seçti.
Çünkü bence, halkın zevksizliği ve hasedi had safhada.
Çünkü, sokaktan geçen maymunları ve ayı terbiyecilerini görmek arzusuyla pencereden başımızı niye uzatıyorsak, aynı nedenlerle çalışmakta ısrar ediliyor.
Çünkü yaşamadan ölmekten korkuyorum.
Çünkü edebi yaftam ne kadar çabuk yok olursa ben de o kadar mutlu oluyorum.
Çünkü birtakım edebiyatçılar gibi, boş yemlik önünde tepişen ve çifte atan eşeklere benzemek istemiyorum.
Çünkü halk, beğenmediği başarılarla hiç ilgilenmiyor.
Nicolas Chamfort
Kasım 14, 2008 · Kategori: yazar-lar
Marquis De Sade
Kasım 1, 2008 · Kategori: yazar-lar

Tüm zamanların en lanetli yazarı...
Sade Markisi Donatien Alphonse François, 2 Haziran 1740'ta Paris'te Conde Malikanesinde doğdu, 2 Aralık 1814' te Charenton'da öldü.
Sık sık gittiği bir genelevde gerçekleştirmeye çalıştığı isteklerinden ötürü, kralın emriyle hapse atıldı.Hapisten karısının yardımıyla kurtuldu ve şatosuna sığındı. Burada bir rahibe olan baldızıyla ilişki kurması ve neden olduğu bir çok olay yeniden hapsedilmesine yol açtı.
Sade toplumdışılığı seçmiş ve bunu savunmuş bir yazardır. Yaşamında ve yapıtlarında gözlenen erotizmin ardında, tanrıtanımaz ve anarşist bir dünya görüşü yatar. Fantezilerinin suç sayılması ona göre yersizdir. Çünkü suç, toplumsal bir değerdir.
Sade göre suç ve kötülük, her türlü zevkin kaynağıdır.Bunun için kutsal değerlere saldırmaktan ve onları erotizmine konu etmekten kaçınmamıştır. Çirkinlik ve bayağılığı da erotizmden ayrı düşünmez.Ona göre cinsellik bir insanı tanımanın en kesin yoludur. Acı çektirmekten zevk alma anlamında SADİZM (sadecilik) Sade nin acı ve doyum ilişkisinin bir sonucu olarak doğmuştur. Tanımlamaların kafanızda bir yer oluşturmasını istiyorsanız - yatak odasında felsefe- isimli kitabına bir bakmaya çalışmanızda yarar olduğunu düşünüyorum.Kitabın arkasında aynen şöyle yazar - Büyük fikirler yüzünden ahlakı bozulacak kişiye yazıklar olsun-.
Ömer HAYYAM
Ekim 25, 2008 · Kategori: yazar-lar
1048'de Nişabur'da doğan Ömer Hayyam, daha yaşadığı dönemde İbn-i Sina'dan sonra Doğu'nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul ediliyordu. Onun “zamanın bütün bilgilerini bildiği” söylenirdi.
"Çadırcı" anlamına gelen soyadını baba mesleğinden alan Hayyam, bu mesleğe yönelmek yerine, mantık, felsefe, matematik, fizik, metafizik, tıp ve astronomi gibi çok farklı ve çeşitli alanlarda öğrenimini sürdürdü.
Öğrenimi tamamlayan Ömer Hayyam, günümüze ulaşmayan pek çok kitabının yanısıra, kendisine büyük ün ve saygınlık kazandıran Cebir Risaliyesi'ni ve Rubaiyat'ı kaleme almıştır.
![]()
On bölümden oluşan Cebir Risaliyesi'nde kübik denklemleri incelemiş ve bu denklemleri sınıflandırmıştır. Matematik bilgisi ve yeteneği zamanın çok ötesinde olan Ömer Hayyam, denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yapmış, ancak negatif, kesirli ve sanal kökleri görememiştir. Sadece pozitif köklere ulaşmayı başaran Hayyam, ayrıca kübik denklemlerin de bir, en fazla iki kökünü bulabilmiştir. Ayrıca Pascal üçgeni olarak bilinen üçgenle ilgili de bir kitap yazdığı bilinmektedir.
Hayyam, İsfahan'da üç yıl çalışarak kurduğu rasathanede hem gökyüzünü inceler ve bilimsel çalışmalar yapar, hem de hükümdarın özel müneccimi olarak yıldız falına bakardı. 1079 yılında tamamladığı, halk arasında “Ömer Hayyam Takvimi” bugün ise “Celali Takvimi” olarak bilinen takvim için büyük çaba sarf etmiştir. Güneş yılına göre düzenlenen bu takvim 5000 yılda bir gün hata verirken, bugün kullandığımız Gregoryen Takvimi 3330 yılda bir gün hata vermektedir.
Hayyam'ın edebiyat tarihinde yerini almasını sağlayan eseri ise Rubaiyat'dır (Dörtlükler). Hayyam, dörtlüklerinde, aşk, şarap, dünya, insan hayatı, yaşama sevinci, bu geçici dünyanın tadını çıkarmak gerektiği gibi temaları işlemiştir. Kolay anlaşılan, yumuşak ve akıcı bir dille yazdığı şiirlerinde derin bir sezgi, yoğun bir hümanizma, sade ve abartısız bir yaşama anlayışı hakimdir.
Louis-Ferdinand Celine
Ekim 24, 2008 · Kategori: yazar-lar

27 Mayıs 1894'te Courbevoie'da (Seine) doğdu. Çocukluğunu Paris'te geçirdi. İlköğrenimini tamamladıktan sonra eğitimine İngiltere'de devam etti. Paris'e dönüp bir tuhafiyecide ve mücevhercide çıraklık yaptı. Ardından Birinci Dünya Savaşı çıktı. Rembouillet'deki 12. Zırhlı Süvari Birliği'ne katıldı. 1914'te yaralandı ve çürüğe çıkarıldı. 1916'da evlendi. Orman işletmesi gözeticisi olarak Kamerun'a gitti. 1920'de İngiltere'de tıp okumaya başladı. Eğitimine Paris'te devam etti. 1925'te Milletler Cemiyeti'nde görevli olarak New York, Washington, Küba, New Orleans, Baltimore, Detroit, Kanada ve İngiltere'ye yolculuklar yaptı. 1926'da yeniden boşandı ve bu kez Batı Afrika'ya yolculuklar yaptı. Tüm bu yolculuklar her zaman özyaşamöyküsel bir biçeme sahip olacak Céline'in yapıtlarında çok önemli bir yer tutacaktı. 1929'da Clichy Belediye Dispanseri'nde çalışmaya başladığı sırada tanık olduğu yoksulluk ve acı onda kökten bir değişime yol açtı. İyiden iyiye yazmaya yöneldi. 15 Ekim 1932'de 'Gecenin Sonuna Yolculuk' yayımlandı. Bu kitapla tartışmalı bir biçimde Goncourt ödülünü kaybeden Céline, Renaudot ödülünü aldı. 1937'de yergi yazılarından oluşan ve onun başına tüm yaşamı boyunca iş açacak olan 'Bagatelles pour un massacre' yayımlandı. Bir sonraki yıl 'L'Çcole des cadavres' basıldığında kitabın Yahudi karşıtı içeriği onu ve yayıncısı Denoâl'i mahkemeye çıkardı. 1944'te yaşamının sonuna kadar birlikte yaşayacağı yeni eşi ve edebiyat tarihinin en ünlü kedilerinden olan kedisi BÇbert'le birlikte Danimarka'ya gitmek üzere Almanya'ya gitti. İkinci Dünya Savaşı bitmek üzereydi ve Danimarka'da eski bir dostu onun altınlarını saklıyordu. Yahudi karşıtı düşünceleri yüzünden Nazilerle işbirliği yapmakla suçlanacağını tahmin ediyordu. Öyle de oldu, 1945'te Kopenhag'da tutuklandı. Ancak 1947'de Danimarka'yı terk etmemesi şartıyla serbest bırakıldı. 'Gecenin Sonuna Yolculuk' onun tüm yaşamını, kanını akıttığı kitap olmuştu. Diğer yapıtlarını yine kendi yaşamına, ama yaşamının ayrıntılarına dayandıran Céline, benzersiz bir biçemci olarak okur karşısına çıkıyordu artık. 1950'de Seine adalet divanı Céline'i bir yıl hapis ve elli bin frank para cezasına çarptırdı. Tüm mallarının yarısına el kondu, düşmanla işbirliği yaptığı sabit görüldü. Bu arada kitaplarının basımı sürüyordu. 1951'de Askeri Mahkeme'den af çıktı ve karısıyla birlikte Paris'e döndü. 1961'in 1 Temmuz'unda öldü. Kitaplarını yazarken düzeltiler yapmak yerine her seferinde bir kez daha baştan yazmayı yeğleyen Céline, ölmeden bir gün önce son kitabı 'Rigodon'a ikinci kez son noktayı koymuştu, ama asıl son noktayı değil. Kimilerine göre belki bir başyapıt daha ortaya çıkaracaktı ama 'hala kendilerini arayan, belki bir üçüncü denemede son hallerini alacak olan' cümlelerden oluşuyordu. Her kitabı için inanılmaz bir çalışma temposuna giren Céline, 500 sayfalık 'Yolculuk' için 88 bin sayfa yazmıştı. Düşünceleri, sert tavrı yüzünden 'lanetlendi'. İçinde yaşadığı dönem, o dönemin kendisine etkisi, savaş, savaşta yaralanması, uykusuzluk hep anabaşlıkları oldu yapıtının. Dönem içinde değerlendirmeliydi belki kişiliğini ve düşüncelerini, ama yapıtı her zaman tartışmasız en büyükler arasında yer aldı. Özyaşamöyküsünü konu alan bir yazarın kişiliğiyle yapıtını ayırmak doğru olmaz. Benzersiz dili ve gerçeklikten, bu yalnızca kendi gerçeği bile olsa salt gerçeklikten hiç ödün vermeyen Céline kişisi, öyle ya da böyle geçtiğimiz yüzyıla damgasını vurdu.
Hakan Günday
Ekim 24, 2008 · Kategori: yazar-lar

Hakan Günday 29 Mayıs 1976' da Yunanistan'ın Rodos Adası'nda doğdu.İlkokulu Brüksel'de bitirdi. 1994 yılında Ankara Tevfik Fikret Lisesi'nden mezun oldu.Aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransızca Mütercim Tercümanlık Bölümü'ne girdi.Bir yıl sonra Brüksel'de bulunan Üniversite Libre de Bruxelles'in Siyasal Bilgiler Bölümü'ne kaydoldu.Ama, bir yıl sonra, yeniden Ankara'ya döndü ve Siyasal Bilgiler Fakülte'si Kamu Yönetimi Bölümü'ne yazıldı.Halen bu üniversite de öğrenci. İlk kitabı Kinyas ve Kayra Om Yayınları tarafından yayımlanan Hakan Günday İstanbul da yaşıyor. Antalya da olabilir.
Son Yazılarım
- Zamanın Cazibesi
- izm'ler
- Pastırma Yazı
- Gael García Bernal
- Alejandro González Iñárritu
- Korsanlar
- UGG® Australia
- Cult Dialoque
- Anlar
- ignorance is bliss
- Sadece dans edebilen bir tanrıya inanırım !
- Yuvarlağın Köşeleri
- KK
- Cinsiyet Üzerine
- Schopenauer
- Korkak
- h e r k e s s e v g i l i s i n i m u t l u e t m e k i ç i n ı
- lili marlene
- hüzün
- Franz Kafka
- Çarpıcı bir reklam
- Giriftizm
- monolog
- Fotoğraf
- Jerome David Salinger